Dün gece skor avantajıyla gittiğimiz Prag deplasmanında, beraberlik senaryosu dahi bizi bir üst tura taşımaya yetiyordu. Oyun başlangıcındaki manasız ürkek ceylan tutukluğu; Galatasaray DNA'sındaki cesaret ve Avrupa tecrübesiyle yan yana koyamadığım bir görüntüydü. Ligde yapılan basit pas hataları, Kerem'in ayağa isabet noksanlıkları belli ölçüde kalite farkıyla tolere edilebiliyor ancak işin Avrupa ayağında bizi tehlikeli kontralarla yüzleştiriyor. Salt oyuncu isimleri üzerinden mevzuyu okumak; gerçekleri saptırmak, odak noktayı maskelemek olacaktır. Ancak oyuncular üzerinden sisteme uzanacağım bir parantezim olacak bu yazımda.
Galatasaray orta sahası; önde basan, rakibi döndürmeyen, birebiri ve adam adama senkronize presi seminerlere konu olacak şekilde üst düzey yapabilen ve bunu şampiyonlar ligi arenasında top class takımlara dahi icra edebilecek güce sahip bir kalitede.
Peki ne oynuyoruz? Topun sahibiyken dikine ve hızlı bir şekilde geçiş oyunu kovalıyor, top rakipteyken ise; ön alan baskısı ya da nicelik üstünlüğünü yakalayarak kenar baskısıyla kazandığımız topları rakibin aksayan yerlerine oynayarak pozisyon arıyoruz. Bu çağımızın modern futbol anlayışıyla uyuşuyor mu? Evet. Ancak benim 2 senedir rahatsız olduğum mevzu şu ki; Galatasaray gibi bir takımın, bu kadar kaliteli oyuncu grubuyla set oyununu tamamen taca atıp, yalnızca hızlı ve çabuk geçişleri kovalaması. Bu kabul edilebilir bir sistem anlayışı değil. Sebebi çok açık; Büyük takımların set oyununa sırtını dönmesi, kalesinde yaşayacağı tehlike sayısını da katlar. Oyunun aktif dinlenme anlarına bir sığınaktır becerili set oyunu. 2 senedir en üstün olduğumuz iç saha maçında bile Galatasaray'ın adam akıllı sete oturduğuna şahit olmadım. Dün 1 gol avantajıyla çıktığımız mücadelede, eğer biraz rakip yarı alanda top yapabilseydik şayet; bu takıma turu getirecek 2. golü çok rahat atabilirdik. Oyuncu üzerinden hücuma birkaç kere çıkabilirsin ki oyuncunun yeteneğine kalmış bir durum, ancak sistem üzerinden tüm takımı rakip yarı alana yerleştirebilirsin. Dün Mauro'ya topu dikip kulelerin arasından kenarlara servis yapmasını beklemek yerine; Torreira ve Kerem'in derinde doğru parselasyonuyla kademeli geçişi ilmek ilmek işleyebilirdik. Avrupa'da takımlar kalite noksanlıklarını, doğru baskı ve yüksek fiziki kaliteyle kapatabiliyorlar. Dün de bunu yaşadık (8257. defa 308. farklı hocayla)
Yönetim sol bek ihtiyacını devre arası transfer dönemi gelmeden önce evet biliyordu. Gereken hamleleri zamanında yapamamak noktasında tüm eleştirilere gebeler, bunun da farkındayım. Ben dünkü maç özelinde yediğimiz gollerde devşirme sol bek sıkıntısını çekmemize rağmen, asıl problemin sistemde aksayan noktalar olduğunu savunuyorum. Büyük takım sürekli geçiş kovalamaz. Büyük takım bu kadar basit top kaybı yapmaz. Büyük takım ön alan baskısında her uzun vurduğunda topu rakibe vermez. Atılan tüm uzun toplarda, oyuncularımız rakibin kucağında ezildi. Zaten Mauro böyle bir oyuncu değil, o topları sana orada tutamaz. Sen Mauro'ya servisi yapacaksın, o sana tabela yapacak.
Diğer yandan Kerem... Artık kaç maçtır bu durumda olduğunu dahi unuttum. Mevzu skor katkısı değil, oyun. Esamede adı var ama sahada kendi yok. Maç başlangıcında bir sekans var; art arda isabetli ayağa çıkıyoruz, rakip yarı alanda hücumu finalize etmeye giderken sol koridordan içeri 10 metre mesafedeki arkadaşına pası çıkaramadı. İlk pas hatası yine kendisinden geldi. O an hala kafaca toparlayamadığını anladım. Artık sıkılmaya başladım bu anlamsız pas hatalarından. Potansiyelini bir insan ancak bu kadar kalitesini sorgulatacak mahiyette saçma pas hatalarıyla heba edebilir. Defalarca okyanusu kulaç atarak geçen bir insan evladı, nasıl olur da bahçe hortumundaki suda suni teneffüse ihtiyaç duyar arkadaş nasıl çıldırmamak için yumruk boğumlarımı ısırıyorum her maç ama ne çare! Bu sene Avrupa arenasında skor katkısı veren, çok önemli maçlarda bizi ipten alan bir isim olmasına rağmen bunları söylüyorum. Çünkü senin potansiyelin bundan çok daha fazlası. Ben yazar aşk adamınız Jas olarak; beklentimin minimumda olduğu insana, maksimumdan tepki vermem. Üzüyorsun bizi Harry Potter. Senden Potter şapkandan tavşan çıkarmanı değil, var olan kalitene has güzellikleri sunmanı bekliyoruz sadece. Olmadığın yerlerde gezdiğin için sitem ediyoruz. Senin çıtan, kalite skalan Himalaya dağlarına defalarca göz kırptığı için bu sitemlerim.
Okan hocam... Allah, Kitap, Muhammed aşkına... Set oyununa bu kadar sırt çevirmeyelim. Gerekirse forvet arkasında Sergio'yu düşün çünkü pasör bir merkez delicisi olur kendileri. Gerek yüksek topları gerek araya servisleri bu anlamda büyük kilit açar. Şutlarına değinmiyorum bile. Ndombele yerine, maç eksiğini kapatması için Sergio'yu düşünmelisin. Bize diğerinden yâr olmaz hocam gör bunu artık rica ediyorum. Dün yine hücumda 20 saniye pit stop yapamayan Galatasaray'da kendince dıgıdık dıgıdık bir şeyler deneyen Sergio oldu girdikten sonra. Kapalı savunmaya çilingir olmak, küpüne takla attıran zekâ ister hocam bunu en iyi sen biliyorsun kariyerin boyunca oynadığın topçulardan...
Vardır bir hayır diyelim, lige konsantre olup elimizde kalan 3 kupanın peşinden gidelim. Sadece ders alalım istiyorum. Gelecek sene bir daha aynı hataları tekrar etmeyelim diye çabalıyorum. Kronikleşmiş Türk futbolunun sorunlarından farklı bir parantez açalım istiyorum futbola. Galatasaray olarak öncü olalım yapılanmada, bizden ülkeye sirayet etsin istiyorum. Yayıncı kuruluş gelirleri, kurun dengesizliği, döviz cinsinden giderlerimiz... Tüm bunları basiretli bir akılla yönetebiliriz. Geçmişimizden ders alalım, hatalarımız tecrübe olsun, önümüze ışık saçsın istiyorum.

0 Yorumlar