Öldürmeyen acı güçlendirir! - CİMBOM NEFERİ

Öldürmeyen acı güçlendirir!


Rakibin ismini telaffuz ettiğinizde, zirvesini göremediğiniz bir dağa metrelerce aşağıdan bakıyor gibi hissediyorsunuz. Bayern Münih! Ürpertici, heybetli ve bir o kadar da ulaşılmaz... Fakat futbolun yazılı olmayan o tılsımlı kuralı der ki; "Sahada var olmadan, büyük zaferleri kazanamazsın!"

Biz sahadaydık. İlk maçta 64 dakika muhteşem bir ön alan baskısı ve Bayern'i birebirlerde döndürmeme üzerine dominant bir felsefeyle sahaya yayıldık. Şöyle bir sorunumuz vardı ki, bizim sahadan sadece 5 saniyelik bir mental kopuşumuz, rakibin baskın kalitesini ensemizde hissettirmesine sebep olacaktı ki oldu da... İlk maçta mükemmel oynayan Torreira zamanında gelmeyen değişiklikler sebebiyle eşleşmede rakibinin ceza sahası koşusuna cevap verememesi akabinde gelen 2. gol... Bu noktada 2. golden sonraki Bayern'in savunma arkasına fazlaca denemeleri; yüksek konsantrasyonla oynanan bir maçta, sarf edilen maksimum eforun ki bunda ön alan baskısının oyuncular üzerinde büyük etkisi var, kenar yönetiminden zamanında gelmeyen değişikliklerin tüy dikmesi diyebilirim.

Zaruri olan konu şu ki; kendinizden daha üstün silahlarla donatılmış bir orduya karşı strateji oluştururken, yaptığınız planın kusursuz olmak gibi bir zorunluluğu vardır. Açılabilecek yeni cephelere karşı etkin mücadele edebilmek için, "zaman" planlarınızın  alana yayılabilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. İlk maçta yakalanan pozisyonlarda kaçırmadaki bonkör tavır kadar, oyuna 10 dakika geç gelen müdahalenin de etkisi vardı o kaybedişte. Fatih Hocamın deyimiyle "Bi' dünyaya kafa tutmak" işte Bayern eşleşmesi böyle oldu bizim adımıza, dik durduk, meydan okuduk ve altını doldurduk bu baş kaldırışın.

İkinci karşılaşma öncesi Şampiyonlar Ligi'nin ön alanda en yüksek şiddette pres yapan takımı olarak, benimsediğimiz oyunun Allianz Arena'da da devam edeceğini biliyorduk. Bu Galatasaray'ın 96-2000 döneminde de tutmuş bir felsefesiydi. Vazgeçmeme genetiğine, özüne, ruhuna uygun bir isyan oyunuydu bu Cimbom'un! Yine bunu sahada tatbik etmeyi başaran da, Camianın evladı Okan Buruk oldu...

İkinci maç özelinde yine harika bir oyun planıyla rakibi kurulu düzeninden mental olarak koparan, dünya devini sabırlı oynamaya mecbur bırakan bir anlayışı onların mabedinde onlara kabul ettirdi Galatasaray! Ne büyük inat ama! İnançla birleşmiş inat kadar keskin bir felsefe yoktur... Yeter ki karara dair tüm imzalarınızda, azimli ve içeriği zengin satırlar olsun.

80 dakika harikulade bir dirilik, rakibin güçlü tüm yanlarına tahammülsüz bir reaksiyon... İşte hepimizin Galatasaray'ı bu dedirten... Yakalanan fırsatların hunharca harcanması da :)

Şimdi oyuncu özelinde birkaç değinmek istediğim husus var ki; bu eşleşmede bireysel bazda oyunu okumak yerine, kurumsal anlamda süreç odaklı bir pozitiflik içindeyim Galatasaray adına. Çünkü bu sene ortaya konan güçlü oyun ve sahadaki ısrarlı tutunma çabası, gelecek adına büyük hayaller kurduruyor bana.

Değinmek istediğim oyuncu bazlı kısa hususlara gelecek olursak; Angelino devre arasına kadar o bölgenin öyle ya da böyle elimizdeki alternatifler içerisinde, o koridorun kodlarını en iyi bilen tek kişi konumunda. İstediğimiz seviyede olmasa da; eldekilere göre takım için en iyisini verecek isme, sahip çıkmaktan başka çaremiz yok. 

Nelsson formayı almak için isyanı basında değil sahada göstermeli. Göğüs kontrol ile Kane'e birinci bölgede top indirmek, dünyadaki tüm takımlar için cinayete azmettirmektir. İşin enteresan yanı, böyle bir hatayı da en son Danimarkalı'dan beklersiniz. Kasımpaşa maçında canhıraş mücadele eden, formaya verdiği kıymet ve duyduğu özlemi hemen her sekansta gösteren Nelsson, Bayern maçında emniyeti sağlamak için sarıldığımız anda bizi sukutuhayale uğrattı. Ben her şeye rağmen verdiği hizmetlerin yok sayılarak oyuncuya menfi anlamda abartılı tepkilerin verilmesini tasvip etmiyorum. Kötü senaryoda devre arası elimizden çıkacak bir Nelsson'un piyasa değerini taraftar eliyle öldürmenin manası yok. Oyuncuyu aşağı çekmek, kazancımızı da minimize etmek anlamına gelebilir. Duygusal anlamda oyuncuyu kopardığınızda, daha düşük bonservis getirisiyle kendi özelinde bencil kararlar alarak sizi yok sayabilir. Akıllı oynamak lazım santrancı.

Kerem için özellikle ikinci Bayern maçı nezdinde bir parantez açmak istiyorum. Tek kelimeyle, tanıyamadım! Tüm geçiş oyunlarının azraili oldu. Ne hızından verim alabildik, ne oyun görüşünden istifade edebildik, ne de eleştiri aldığı dönemlerdeki isyankâr "ben buradayım" tekerrüründen. 96 dakika sahada kalmasını gerçekten anlamlandıramadım. Kafamı yastığa koyduğum her an bunu düşünüyorum. "Neden Old Trafford'da oyuna sonradan giren Mertens aklını, Allianz Arena'da 60. dakika itibariyle kullanmadık? Neden?" Kerem-Mertens değişikliğiyle beraber ön alanda akıl dolu bir iki hareketle ve beraberinde hızlı oyuncularımızla Bayern'in başını ağrıtmamız işten bile değildi. Çünkü istenilen gol gelmedikçe o dev gibi görünen buz dağı eriyordu. Eriyen o dağı Tansu Çiller'in deyimiyle "Ferhat'ın Şirin'i deldiği" gibi delebilirdik :) Delmedin hocam :( Bu dev eşleşmede Okan hocama yapabileceğim eleştiriler sadece; İlk maç 64. dakikada yoğun presten, rakibe nefes aldırmamaktan bitap düşmüş orta sahaya müdahalede 10 dakika gecikmesi ve ikinci maçta Kerem'i 96 dakika sahada tutması... Başka hiçbir hatası yok. Kusursuz bir oyun planı, zafere inanan bir profil vardı benim karşımda. Gurur duyuyorum oynattığın oyundan, olacak hissini vermenden, zafere Galatasaray'ın güçlü tarihinin dışında, ikinci bir özne olarak bizleri inandırabilmenden ötürü. İnanıyorum ki, bu vizyoner yönetim anlayışı ve kenar yönetiminin, birbiriyle oynamaya alışkın 2-3 yıllık bir oyuncu grubuyla bir arada olduğu bir senaryoda; Galatasaray, futbolda bu ülkeye 3. kez bir Avrupa kupasını getirecektir.

Gelelim sana Portekizli Nobre... Bir insanın adı Nobre olur da, Galatasaray özelinde tarafsız olabilmesi mümkün olabilir mi (!) Espri bir yana şöyle dursun; Barış Fucking Mbappe Yılmaz'ın, Davies'ten söküp aldığı topta ceza sahasına girişi esnasında maruz kaldığı faul'e, ikinci sarıyı çıkarmaması skandal ötesi bir karardır. Faul'ü veriyorsun, yani pozisyonu görüyor ve faul olduğuna hükmediyorsun, ama kartı çıkarmıyorsun, çıkaramıyorsun. 6 okka mı gerekiyor hoca Bayern'e ikinci sarıyı çıkarmak? Yapma! Bunu maç sırasında da ifade ettim; Franz Beckenbauer inse sahaya, o pozisyona kart vermemeye ar eder, bu kadar da yapmayalım ayıp der... AbdulKerim'in ön alan baskısıyla kazandığımız topa Portekizli'nin faul çalması ise artık sıkı bir Bayern Ultraslığından başka bir şey değil. Pozisyonu oynat, faul varsa VAR'dan dönsün, kesme! Ofsaytlara değinmek istemiyorum, oraya da girersem tam facia bir durum ortaya çıkıyor, yeter!

Gelinen noktada; Galatasarayımız grupta ikincilik iddiasını kuvvetle sürdürüyor. Manchester United'ı evinde yen, Bayern'e kaybetmesi muhtemelin ötesinde koyuların koyusu bir ihtimal olan Kopenhag ile deplasmanda berabere kal ve çık! Matematik ortada; sesimizi yer gök su dinlesin, sert adımlarla her yer inlesin, inlesin!

Yorum Gönder

0 Yorumlar