Dile kolay; tüm rakiplerin Cumhuriyetin 100. yılında sezonu mutlak şampiyonluk parolasıyla açtığı bir ortamda, ipi göğüsleyen yine Galatasaray oldu. Öyle bir sezon ki, perde arkasında canhıraş beyhude bir çaba koyanların, son maçında stadına taraftarından korktuğu için gidemediği bir komedi düşünün... "Zorlu Center" sezonuyla başlayan yüksek dozajlı şer atakları, gün geçtikçe şiddetini artırarak devam etti. Önce piyon bir federasyon başkanıyla danışıklı dövüş devir teslim, hemen ardından korkulu rüyasının kaliteli kadrosuyla baş kaldıran performansından ötürü MHK başkanlığına Emir eri şirket içi atama... Gelgelelim ki yine de durduramadılar Galatasaray'ı...
Sezon başında yıldız isimlerinin kadroya geç katılmasından ötürü derslik bir Giresun yenilgisiyle başladı Aslan. Birbirlerinin saha içi dilini henüz kavramaya fırsat kalmadan iç sahanın yüksek tansiyonunda maçı çevirmeye çalışsalar da, o gün pek de işler yolunda gitmedi. Ancak erken gelen saha içi uyarı, Aslan'a sezonun geri kalanını kazandıracaktı. Öyle de oldu... Yunus ve Kerem'li kanatlarda işlerlik aynı verimde olmadı. Rashica'nın formayı almasının ardından, Boey'in terminatöre evrilme sürecine tanıklık ettik. Çünkü Rashica kendi koridorunu adeta Hudut Taburunda görevli bir asker gibi gözetiyor. Tüm rakip ataklarında geriye deparla, savunma disiplininden taviz vermeden, görev bilinciyle gelen bir oyuncu. Bu şekilde, Galatasaray ceza sahasında başlamadan biten bir çok tehlikeyi bertaraf eden isimdi. Bunun yanı sıra kanat bekiyle olan ikili oyunlardaki uyumu, önceki yıllarda şahit olduğumuz Feghouli-Mariano uyumuna nazire yapıyordu. Patlayıcı kuvveti ve hücum aksiyonlarındaki rakip savunmayı yanıltıcı kararları, Galatasaray'a hücumda bir çok maçta çeşitlilik kazandırdı. Çözülmesi zor, öngörülemeyen bir takım haline getirdi Cimbom'u. Gelecek sezon kesinlikle bonservisi alınıp, işleyen çarkın düzeni bozulmadan şampiyonlar ligine gidilmeli.
Kerem... Kerem... Kerem... Nasıl anlatalım çocuk seni? Galatasaray'ın hücumda içe-dışa kat edebilen, sıfıra indiğinde aynı soğuklukta, içeri kat ettiğinde kafası yukarda altın çocuğu... Daima düşünerek, görerek hareket eden, inisiyatif almaktan imtina etmeyen, sorumluluk duygusu yüksek, takımın en kilit oyuncularından biri... Eleştiriliyor, bu pozisyon da kaçar mı deniyor, ama o yine bildiği gibi devam edip, aynı özgüvende ilerliyor... Icardi ile olan doku uyuşması, zorluk seviyesi yüksek tüm maçlarda Galatasaray'a olumlu yansıdı. Barış Alper ya da Gomis... Ve yahut Mohammed. Santraforlar değişiyor ama Kerem'in vizörü asla değişmiyor. Aktörler her zaman onun göz hapsinde, asist hedefinde... Bu şampiyonluğun en büyük mimarlarından biri...
Nelsson... Kuzeyli oyuncular ekseriyetle standartı olan ve aldığınız verimin herhangi bir maç özelinde altına düşmeyeceğiniz oyuncu profilleridir. Nelsson geldiği günden beri üstüne koyarak savunmanın sigortası olmayı başardı. Pozisyonlara maksimum önem yükleyen bir isim. İlk müdahalelerin kıymetini henüz kariyerinin başında idrak etmiş, pozisyon bilgisi yüksek bir oyuncu. Bu sezon da, geçen sezon da bir çok maçta son derece kritik müdahaleleri olan, maç kazandıran bir sigortadır Nelsson.
Abdülkerim... Açıkçası sezon başında S.O.S verdiği bir takım pozisyonlarda kendisini oldukça eleştirmiştim. Kadıköy deplasmanında Batshuayi ile girdiği ikili mücadelede kolay yere düşüşü ve ardından kalemizde gördüğümüz %100'lük net pozisyonda bir stoper olarak ayakta kalması gerektiğini ifade etmiştim. Keza yine Ali Sami Yen'deki Beşiktaş maçında, N-Koudou ile açık alanda birebir kaldığında sıfıra inme uzmanı hızlı bir oyuncuya karşı yanlış pozisyon alıp yediği çalım ve beraberinde ceza sahasına 20 metre uzak kalışını, rakibe verdiğimiz net fırsatı da görünce futbolun A'sını, B'sini bilmiyor mu bu arkadaş acaba demedim değil ki yazdım da. Ancak gittikçe üstüne koydu, hatalı yedirdiği gol ya da yaptığı pozisyon hatalarını minimize ederek, üstüne harika sol ayağıyla oyunu açma yeteneğini de iliştirdiğinde... Marcao yolun açık olsun dedik hepimiz :) Geldiği seviye ligin en iyi yerli stoperi konumunda şu an, çok net... Transferde İşin özü; kağıttan uçakları kronik sakat rugby sporcularına ezdirmeye benzemiyor maalesef :)
Barış Alper Goat Yılmaz... Bu keçi bir başka dostum :) Santrafor koyuyorsun, ofsayta düşmeyen Burak Yılmaz oluyor. Sağ açığa koyuyorsun sıfıra tokatlaya tokatlaya iniyor, savunmasına da agresif bir şekilde yardım ediyor. Topa basıyor, ikili mücadelelerden galip ayrılıyor, yüksek toplarda var, büyük maçlarda var, kritik tabela ihtiyaçlarında acil kırınız butonu olarak var. Var oğlu var. Bu sezon iç dünyasında da kendini bulduğu, ben artık kendimi bu camiaya performansımla kabul ettirdim dediği bir sezon oldu diye düşünüyorum. Çünkü biz ondan razıyız. Çok değerli katkıları oldu ve görünen o ki, parıldamaya devam edecek...
Torreira... Melo ve Fernando'dan sonra göbekte Galatasaray taraftarının vazgeçilmez cesur yüreği oldu. Ayak içi pas kalitesi Melo ve Fernando'nun önünde. Hatta Emre Özcan'ın çok doğru bir tespiti vardı bu bağlamda. Dikine kısa pas konusunda, yani bloklar arası geçişlerde inanılmaz kaliteli bir ayağı var. Melo daha çok uzun toplarda 60-70 metre diyagonal, rakibin bir anda belini kıran, oyunun yönünü değiştiren paslarda çıtayı alıp arşa koymuş bir oyuncuydu. Fernando da doğru yerde, doğru pozisyon almak noktasında mahir bir oyuncuydu. Fernando ve Melo, Torreira'ya göre ofansif atraksiyonları daha fazla olan iki oyuncuydu. Torreira ise kendi savunduğu alanı kısa ve çabuk adımlarla çok çabuk kat edip ki ona atom karınca diyoruz bu yüzden, rakibin ilgili alanda topla buluşan oyuncusuna nefes aldırmayan bir yapıya sahip. Aynı zamanda top kapma becerisi diğer iki oyuncudan da çok daha yüksek bu anlamda. Bitmek, tükenmek bilmeyen korkunç bir enerjisi var. Ceza sahasında, rakibin boştaki arkadaşıyla topu buluşturmak üzere olduğu bir çok pozisyonu başlamadan bitiren dehşet bir dinamo. Ez cümle; sen Allah'ın bir lütfusun Lucas...
Sergio Oliveira... Geçen sezon orta sahada yaşadığımız teknik merkez oyuncu sıkıntısını çözen bir profil oldu Sergio. Oyunu yönlendiren pasları ve sorumluluk almaktan kaçınmayan yapısı onda da ilk göze çarpan fabrika çıkışı özellikler. Bunun yanında işin savunma konusunda da iki yönlü didişmekten geri durmadığına dikkat çekmeliyim, zira bu yönüyle biraz haksız eleştiriler aldığını gözlemledim. Ceza sahası takibi noktasında disipline sadık oyunculardan biriydi sezon genelinde. Bir kaç duran top eşleşmesinde zaman zaman topa dalsa da, saha içinde her zaman pes etmeyen bir figürdü. Sezon sonuna doğru biraz duygusal olarak strese girmiş olsa da, şampiyonluk maçında attığı son gol, sezon boyunca yaptıklarına yakışır şekilde bir bitiriş oldu kendi adına. Bu tarz oyuncuları diri tutmak için, stresli anlarında yalnız bırakmak yerine, tribün olarak yanında olmanız gerekir. Galatasaray taraftarı da tam olarak bunu yaptı.
Mertens... Sezon başlarken herkesin hayalinin Sneijder etkisi olduğunu düşünüyorum bu oyuncundan. Zaman zaman harika paslar çıkarsa da hiçbir maçında Sneijder kalitesinde bir vuruş, bitiriş göremedim ne yazık ki Mertens'den. Saha içi mücadeleye olan katkısı, kavgası taraftar olarak bende baki kalacak. Ancak son maçlarda bunu bile yapmaktan fersah fersah uzak, saha içinde takım arkadaşlarını iki yönlü eksik bırakan bir oyuncu konumunda. Öyle ki dün akşam Icardi'nin al da at diye 3 kişinin arasından topukla verdiği pası bile savunmaya nişanlamış, tabela'nın lazım olduğu anlarda dahi kahraman olma fırsatını elinin tersiyle tepmişti. Icardi'nin de yüzünün düştüğünü gördüm pozisyon özelinde. Takım arkadaşları da ismiyle ve kariyeriyle bağdaşmayan bu silik ve bir o kadar etkisiz oyunundan ötürü rahatsız olmuşa benziyorlar. Sözleşmesi otomatik olarak bir sene uzadı fakat seneye bu performansla ilk 11 oyuncusu olabileceğini hiç sanmıyorum.
Muslera... Kaptan 6. şampiyonluğunu kazandı. 12 senede toplam 15 kupa... Dile kolay... Galatasaray DNA'sını iliklerine kadar özümsemiş, camiayı çok iyi tanıyan bizden biri artık o. Yaşadığı ağır sakatlıklardan mucizevi bir şekilde erken dönmüş, kaptanlık ağırlığının bilincinde bir sporcu. İş dönüyor dolaşıyor aynı kelimeye geliyor... Sorumluluk... Bir takımda bu kadar çok sorumluluk duygusu yüksek oyuncu varsa, o takımın başarıya uzanması da haliyle sürpriz olmuyor...
Dubois... Kalitesinden, sezon boyunca tek bir maç özelinde bile şüphe duyurmadan, güven veren bir performans ortaya koydu. Yabancı sınırı olmasaydı muhtemelen ilk 11'deki as sol bek olarak yoluna devam edecekti. Stres seviyesi yok denecek kıvamda, pozisyonun gereğini yapan, tecrübeli bir isim. Geniş kadroda elimizi çok rahatlatan bir oyuncu.
Midtsjo... Kuzeyli, oyuna girdiği dakikalarda rüzgarın oğlu gibi esiyordu orta sahada. Amansız bir enerjiyle rakipten kazandığı toplarla, rakip ceza sahasını dikine dikine deliyordu. Araya oynuyor, rakipten seken topu tekrar alıp, bir daha araya oynuyordu. Çevre kontrolü oldukça iyi ve mücadele gücü yüksek bir oyuncu olarak takımına katkı sağladı. Süre aldığı dakikalar genelde takımına enerji vermesi gerektiği anlarda oldu. Bu anlarda da takıma adeta nefes oldu.
Berkan... Kadıköy deplasmanında Torreira'nın yerine oynadığı maçtaki performansı, sezonun geri kalanında "Ben, hazır kıta buradayım ve bu kaliteli kadronun içinde uyumlu bir şekilde oynayabilecek yetkinliğe sahibim" diye bas bas bağırıyordu. Ne zaman oyuna girse savunmaya toparlayıcı oldu. Geçen senenin banko oyuncusuyken, bir sonraki sezonun yedek oyuncusu olmayı problem yapmadı. Daima hazırdı ve şans bulduğu sürelerde takımına ciğer oldu.
Mauro Emanuel Icardi Rivero... Namı Diğer aşk adam... Bu ülkede bir çok süper star izledi bu gözler. Drogba, Jardel, RVP, Eto'o. Belki birazcık da Gomez diyebiliriz, o daha çok starcık kategorisinde... Hepsi tartışmasız spektaküler gollerle gözlerimizin pasını silmeyi başarmış üst düzey golcüler. Yalnız bu adam başka bir seviye. Sanki başka bir gezegenden, dünya hakkında bilgi toplamaya gelmiş bir çeşit uzaylı gibi. Kafasının içindekileri kendinden başka anlayan ikinci bir kişi yok. İşaret ediyor, gösteriyor, hareketleniyor, bir kaleye bakıyor, bir savunmaya bakıyor ve ardından ellerini açıp tribünlere gidiyor... Önceden defalarca çektiği bir sahnenin prömiyerini izletiyor adeta bizlere... Drogba muazzam bir kafacı, muazzam bir hava hakimiyeti demekti. Sağ ayağıyla adam öldürmeye kast şutlar çekecek kadar kuvvetliydi. Onunla ikili mücadeleye girmeyi düşünmek, intiharı aklından geçirmekle eşdeğerdi. Ama zayıf ayağı asla Icardi gibi öldürücü değildi. RVP çok teknik, çok zeki, kurnaz bir oyuncuydu, yüksek toplarda da vardı ve büyük maçların oyuncusuydu ama böyle bir özgüveni ben onda da görmedim. Eto'o... Gerçek bir yıldız, tüm dünyanın saygı duyduğu muazzam bir yetenek... Ama böyle bir saha içi patronluk maalesef onda da yoktu. Icardi bir patron ve aynı zamanda dehşet bir özgüven abidesi. İki ayağını pozisyonun gerektirdiği biçimde kullanmaktan tereddüt etmeyen ve etkili kullanan, can acıtan bir oyuncu. Arjantinli dünya yıldızı, bütün derbilerde attı, skor ne zaman lazımsa tabela yaptı. Bu denli bir süper star olmasının yanı sıra hiçbir zaman bencil davranmadı. Ceza sahası içinde dahi her zaman en uygun arkadaşını aradı. O, bu oyundan zevk alıyor. Zevk aldığı bu işi de, bir profesyonele yakışır şekilde icra ediyor sahada. Hocasının verdiği izinlere günü gününe uyarak, yıldız egosundan uzak bir biçimde takımın homojen yapısına karışıp "Biz" oluyor. Gidersin, kalırsın, ama seni ve senin kocaman takımın için çarpan yüreğini hiç bir zaman unutmayacağız Icardi. Unutursak kalbimiz kurusun...
Veee geldik Okan hocama... Sezon içinde "Hocam çıkar Mertens'i, hocammmmm görmüyor musun orta sahayı, neyi bekliyorsun hocam" gibi serzenişlerimiz olsa da; başından sonuna sistemli, analizlere dayalı, adım adım sezonu işleyen, buram buram emek kokan bir el değdirdi taraftarı olduğu kulübüne. Daha önceki yazılarımdan birinde de dediğim üzere bu kupanın senin ellerinde yükseleceğine olan inancım tamdı. Henüz sezon başında teknik direktörlük adayları arasında ısrarla senin tercih edilmen hususunda fikrimi beyan ettim hemen hemen her ortamda. Bu talebimin haklı sebebi tamamen bu adanmışlıkla ilintiliydi. Yaraların sarılması gereken, yeni bir yapılanmanın hasıl olduğu Galatasaray'da, bu işin altından kalkabilecek bir isim olduğuna kanaat getirmemdi seni burada istiyor olma nedenim. Yanılmadığımı görmek mutluluk verici. Hoş, ben Galatasaray özelinde olumlu yönde yanılmaktan da gocunmam ama tırnaklarınla kazıyarak buraya gelişini görmemek için de saf olmak lazım doğrusu. Bu kupa için hem taraftar olarak kendi adıma, hem de oğlun Ali Yiğit Buruk'un özel durumunun hemen ardından gelen bu anlamlı şampiyonluğun ona hissettirdikleri adına çok mutluyum. İyiler daima kazanır hocam...
Yönetim, başkan ve pek tabi ki Erden Timur. Geçen sezonun Galatasaray kalite standartlarından uzak kadro yapılanmasından sonra, kolları sıvamak bir hayli mesai gerektiren bir işti. Çok da uzatmak istemiyorum bu safhayı çünkü seçim sürecinden, ikili konuşmalara kadar bir çok konuya girmem gerekecek konulara parantez açarsam, o yüzden bu mükemmel kadronun kurulmasında maddi, manevi elini taşın altına koymaktan çekinmeyen tüm YK üyeleri başta Başkan olmak üzere, özellikle Erden Timur'a koyu bir Galatasaray taraftarı olarak çok teşekkür ederim. Yüreğinizle talip olduğunuz görevler, sizi utandırmayan sonuçlar vaat eder.
Cumhuriyetin 100. yılında bu şampiyonluk çok yakıştı sana GALATASARAY!
0 Yorumlar