Yine, yeniden bir Kadıköy fethiyle hatıralara bir yenisini ekleyen Galatasaray'ı yürekten kutlayarak yazıma başlamak istiyorum. 6 Şubatta oynanan derbiyle ilgili yazımı bugün kaleme almamın sebebi, açıkçası yaşanan olayları görünce eğer aynı gün bu yazıyı yazmaya kalksaydım çok ağır konuşmak zorunda kalacağımı bildiğim için frene basmak, biraz olsun sinirimin geçmesini beklemeyi tercih etmemdi. Böylesi daha sağlıklı bir yazı ortaya çıkaracaktır diye düşündüm. Olaylara, yaşanan skandallara da tek tek değinmekten de geri durmayacağım elbette. Fakat önce maça değinmek istiyorum.
Maç aslında geçen sene 3-1 kazandığımız maça benzer bir yapıyla başlar diye umarken pek öyle olmadı. Öne etkili pas oyunumuzu, akıcı futbolumuzu pek oynayamadık. Hatta yapılan bireysel hatadan maçın başında çok net bir pozisyona da giren taraf Fenerbahçe idi. Caner'in savunma zaafiyetini kullanmak isteyen Fatih Terim Onyekuru'yu sağ tarafta başlattı. Orada pek etkili olamayan Onyekuru daha sonra eski yerine geldi. Arda ile çok kritik toplar kazanan Galatasaray rakibin etkili olabilecek olan ataklarını erken kesip, yüksek bir topa sahip olma yüzdesiyle bir derbide yapılabilecek en iyi savunmanın topa sahip olmak olduğunu bir kez daha gösterdi. Öyle ki bir ara yayıncı kuruluşun gösterdiği istatistik grafiğinde Galatasaray rakibine karşı %75 oranında topa sahip olduğu gösterildi. Buradaki kritik nokta kazanılan topların tereyağından kıl çeker gibi olmasıydı zira en ufak temaslarda oyunun durması hatta kart görmemiz işten bile değildi. Arda tecrübesiyle bu topları faulsüz kazanmayı başardı. Bir pozisyonda rakibine bir teması vardı, orda da hayret ettiğimiz şekilde sarı kartımız atlandı. İkinci yarının başında golü bulmak adına yapılan ön alan presi ve akabininde akıl dolu bir vuruşla gelen gol, Galatasaray'ın oyun tarzında değişikliğe gitmesine neden oldu. Tüm riskleri almayı düşünen bir Fenerbahçe'ye karşı, etkili kontra atak silahlarını kullanmayı düşünen Galatasaray bir adım geri çekilip, savunma oyununu oynamaya başladı. Onyekuru ile kaçan net bir fırsat, Babel'in bomboş Kerem'e aktarıp boş kaleye attırmadığı bir gol fırsatı da akıllarda kalan önemli pozisyonlardı. Farkı arttırması işten bile değildi sarı kırmızılıların.
Pozisyonları değerlendirmek gerekirse; Serdar'ın ilk yarı Galatasaray'ın kullandığı köşe vuruşunda Donk'a attığı dirsek Uganda liginde bile dünyanın hangi coğrafyasından hakemi getirirseniz getirin, %100 lük çok net bir penaltıydı, ancak VAR'da 2018-2019 sezonundaki 1-1'lik FB-GS maçının futbol katili, Galatasaray'ın galibiyetini VAR'ın olduğu ortamda engelleyen, gözünün önünde olan faullere 3 maymunu oynayan Yetiş Ya Ali, Cüno'yu VAR'a çağırmadığı gibi Cüneyt Çakır da pozisyonu her nedense süzememiştir. Aynı Serdar Aziz'in Galatasaray'ın yeni transferi Mostafa'ya attığı dirsek, aut çizgisinin dibinde sırtı dönük Emre Kılınç'a arkadan çift dalması da kartsız bırakılmış, 2 defa atılması gereken maçı sahada tamamlamıştır. Linnes'in ceza sahasına sağ taraftan girdiği pozisyonda, topun %100 hakimi iken, içeri çevireceği pastan önce Enner Valencia'nın arkadan şarjı, ayaklara müdahalesi net bir şekilde yayıncı kuruluşun tekrarında da yansımasına rağmen, bu pozisyonda da VAR devreye girmemiş, dünyanın sayılı hakemlerden gösterilen ülkemizin Uluslararası gururu Cüneyt Çakır bu pozisyonu da süzememiştir. Maalesef tartışmaya konu olan pozisyonların ardı arkası kesilmiyor. Caner'in maçın son dakikalarında sağ tarafından kafaya çıkan Mostafa'ya sol eliyle vurduğu dirsek ise sadece sarı kart ile cezalandırılmıştır. Galatasaray'ın 2 penaltısının verilmediği, Fenerbahçe aleyhine 2 kırmızı kartın 4 kere çıkartılmadığı bir ortamda Galatasaray'ın maçı kazanmayı başarması maça her yönüyle iyi hazırladığının en büyük kanıtıydı. Bu denli Fenerbahçe'nin açık faullerinin görmezden gelindiği bir derbide Aslanlar gibi topunu oynayıp kazanmayı başaran Galatasaray müthiş bir zafere imza atmıştır. Cüneyt çakır ve ekibinin verdiği +9 dakikalık skandal uzatmalar ve sahanın her parselinden çaldığı sağlı sollu faullerle Fenerbahçe için oluşturulan duran top fırsatları da büyük bir ibretle taraflı tarafsız herkes tarafından izlenmiştir. Fakat algı konusunda bir dünya markası haline gelen suyun karşı tarafı, koyunlarını gütmek için maçta attıkları ofsayt olduğu net bir şekilde görünen ve kendileri tarafından da gayet iyi bilinen ofsayt pozisyonunu, kale arkasından paylaşıp mağdura oynamaktan da geri durmamışlardır. Bu denli Galatasaray'ın mağdur edildiği, pozisyon pozisyon ortada olan bir maçı hakeme rağmen kazanan Galatasaray'a karşı, kendilerinde bir yüz kızarıklığı olması gerekirken, algılarla, tatlı su kurnazlıklarıyla, sosyal medyadaki paralı troll hesaplarıyla, ekranlardaki sponsorluk güçleriyle arkalarında olduğu yorumcu şarlatanlarıyla, mağdurum da mağdurum ayaklarıyla, suni düşmanlar oluşturmakla, Galatasaray'a karşı ektikleri nefret tohumlarıyla camialarını bir arada tutmayı kendilerine görev edinmiş bu zihniyetin parçası olmakla yollarına devam etmeyi tercih ediyorlarsa, yolları açık olsun... Bizim yolumuz bozuk yol değil selametle!
Bu yıl alınan galibiyetle birlikte 20 küsür yıllık "Siz bizim stadımızda galip gelemiyorsunuz" avuntusunu 2 yıl üst üste yıkmanın tatlı bir gururu var camiamızda. 2018-2019 sezonunda Ali Palabıyık VAR'daki arkadaşıyla birlikte bir futbol katliamına imza atmamış olsaydı şu an 3 yıldır üste üste alınan Kadıköy galibiyetinden söz etmiş olacaktık. Ama ALLAH'ın adaleti hiçbir şekilde şaşmıyor, er ya da geç su akıyor ve yolunu buluyor...
Yavaş yavaş maç öncesinde, maç sırasında ve sonrasında yaşananlarla ilgili saha dışı etmenleri irdelemeye başlayabiliriz. Tüm dünyayı etkisi altına alıp, önlemleri zorunlu kıldıran Covid-19 sürecinde, pandemi dolayısıyla tüm etkinliklerde bir takım kısıtlamalar söz konusu. Futbol müsabakaları da doğal olarak bu şartlardan etkilenmekte ve tüm müsabakalar "SEYİRCİSİZ" oynanmaktaydı, ta ki bu skandal maça kadar... Hafta başında bütün Galatasaray taraftarının hissettiği ve tahmin ettiği üzere, sosyal medyada defalarca dile getirdiği husus derbide birebir karşısına çıktı. Fenerbahçe kulübünün sağlık çalışanı kisvesi altında stada soktuğu holiganlar maç öncesinden, maç sonuna kadar ağıza alınmayacak, her türlü küfürleri, hakaret dolu tezahüratlarıyla adeta "Bizler sağlık çalışanı değil, buraya toplanmış, seyircisiz(!) maçta rakibi ve hakemi psikolojik olarak baskı altına almak için bindirilmiş kıtalarız" diyorlardı. Aslında bindirilmiş kıta demek de doğru değil, holigan zihniyetli el hareketleriyle, kol, bacak göstermeleriyle, locadan aşağıya tükürmeleriyle taraflı ve holigan şekilde hareket ettikleri gayet açıktı. Asıl soru tüm bunlar olmadan önce devletimizin Spor bakanlığına, Valiliğine ve pek tabi ki taraflı, bir kulübün yandaşı olan federasyonuna bu konuyla ilgili alınan duyumlar kulübümüz tarafından iletilmiş olmasına karşın, böyle bir hususun olmayacağının söylenilmiş olmasına rağmen, nasıl oluyor da bunca uyarıya rağmen maça gelen Galatasaray kafilesi bu durumu canlı bir şekilde görebiliyor? Spor bakanının en yetkili kişi olmasına rağmen maçı bu holiganları dışarı attırarak başlatması gerekirken, hemen arkasından localardan hocamıza, sahaya henüz ısınmak için çıkan oyuncularımıza, galiz küfürler edilmesine rağmen, protokol tribününde öylece maçı oturup izlemesi hem spor kamuoyuna büyük bir saygısızlıktır, hem kendi şahsına, hem de kulübümüze... Böyle bir konuda yetki sahibi bir bakanın, sorumluluğunu yerine getirmeden, maçın bu şartlar altında oynanmasına seyirci kalması, devlet ciddiyetinden de bir o kadar uzak bir tavırdır. Galatasaray başkanına da yakışan, yaptığı basın toplantılarında sorumlu kişilerin, sorumlu oldukları alanda yapmaları gerekeni yapmadıkları bir ortamda, onları aklamak, korumak değil, yetkili mercilere bu yaşanan skandal durumdan ötürü görevlerini yerine getirmelerini kamuoyu önünde hatırlatmaktır. Görevini yerine getirmeyen her kim olursa olsun, bu konuda ikaz edilmeli, koskoca bir camianın hakkı bu denli gasp edilirken, devletimizin koyduğu kurallara riayet etmeyen bir kulübe bu derece ayrıcalık tanınmasına asla göz yumulmamalıdır. Sayın bakanın, Spor bakanı olarak kendisini birinci derecede alakadar eden bir konuda bu denli bir kural tanımazlığa müsaade etmesi, makamına ve kendisine bir Galatasaray taraftarı ve Bir Türk Vatandaşı olarak yakıştırmadığım bir davranıştır. Devlet ciddiyeti bu konularda hızlı aksiyon almayı gerektirir. Bir Spor bakanına yakışan tartışmasız davranış; Pandemi sürecinde kural tanımaz bir tavır sergileyen ilgili kulübün localara doldurduğu holiganları derhal stadın dışına kolluk kuvvetlerimiz vasıtasıyla çıkarması ve ilgili kulüp ve holiganlar hakkında yasal işlem başlatmasıdır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti'nin ilgili bakanı tüm bu galiz küfürlere rağmen, hukuksuz oldu bittilere, kural tanımazlığa, seyircisiz(!) maçın seyircili hale getirilmesine, maç sırasında tezahürat edebilecek kadar pişkin tavırlar sergileyen bu locadaki holiganlara rağmen, maçı oturup izlemeyi tercih etmiştir. Keşke sorumluluğunu yerine getirip yetkisini kullanamadığı bu alanda oturmak yerine stadı terk etseydi de onun yokluğunda bunlar oldu deseydik...
Skandalın boyutlarına değinirken böyle bir rezilliğe ihtiyaç duyabilecek kadar Galatasaray kompleksini iliklerine kadar yaşayan rakip takım yönetimine de Fatih hocamızın deyimiyle federasyondaki YARDIMCI iş birlikçilerine de bir parantez açmak lazım. Bir kulübün başarısı sezon sonunda ipi nasıl göğüslediğiyle ölçülür. Kazandığı ya da kaybettiği derbilerle değil. Zira oynanan bu derbiler maraton sırasındaki engellerden yalnızca biridir. Kazanılan derbilerin diğer müsabakalardan farklı bir puanı da söz konusu değilken, Galatasaray mağlubiyetinin önüne geçmek, bu maçı kazanmak adına, böylesi acz dolu hareketler kendilerini küçültmekten öteye geçmez... Fenerbahçe kulübü yetkililerinin, Federasyonla danışıklı dövüşlerinin dibine kadar farkında olan Galatasaray taraftarı sürekli suni bir düşman oluşturup, koyunlarını gütme derdinde olan suyun karşı tarafındaki bu zatların oyunlarının farkındadır. Algı yaratma, planlı sosyal medya trolleri ile dikkatleri farklı noktalara çekmekle, rakibinin seviyesine ulaşmak yerine, paçasından tutup kendi seviyesine çekmekle uğraşan bu zihniyetin anlamadığı nokta şu ki Galatasaray camiası sizin bu planlı, organize kötülüklerinizin hepsiyle başa çıkabilecek kadar büyük bir camiadır.
Galatasaray başkanı da bu konularda kulübünün bu denli karşısında, bir kulübün neferi gibi davranan federasyona karşı halen safiyane bir tutum sergiliyorsa o da makamının gereğini yerine getiremiyor demektir. Federasyon bünyesindeki bu art niyetli hareketleri 2 sezondur göremeyen Galatasaray başkanının olayları tahlil ediş biçimi, muhakeme şekli sorgulanır. Galatasaray'da kendisine yapılan muhalefete gösterdiği tepkinin binde birini kendi teknik direktörünün dahi dile getirip, farkına vardığı "Organize ve profesyonel kötülüğe" vermemiştir. Bunun yerine her eleştirisinin hemen ardından her cümle sonuna serpiştirdiği "Fenerbahçe olmadan Galatasaray olmaz" , "Çok değerli saygıdeğer Fenerbahçe" gibi rakibin hasmane tutumlarına rağmen, kullandığı bu ifadelerle her kelimenin etki gücünü saniyesinde yok ettiğini farkına varamayacak kadar iletişim konusunda problemli basın toplantılarına imza atıyor.

0 Yorumlar